Çocukluğumuzdan itibaren bize cevapların önemli olduğu öğretilir. Sınavlarda doğru cevaplar aranır, yarışmaları cevaplar kazandırır, hayatı çözmüş gibi görünen insanlar hep cevapları olan kişiler gibi anlatılır. Bu yüzden çoğumuz fark etmeden hayatı bir cevap arama yolculuğu olarak yaşamaya başlarız.
Oysa zaman geçtikçe insan tuhaf bir şey fark ediyor.
Bir düşünceyi, bir inancı ya da bir alışkanlığı yıllarca yanında taşıyabilirsin. Onun doğru olduğuna emin hissedebilirsin. Sonra bir gün biri sana tek bir soru sorar ve o sağlam görünen yapının içinde küçük bir çatlak açılır. Çoğu değişim aslında yeni bir cevap bulduğumuzda değil, eski cevaplarımızı sorgulamaya başladığımızda gerçekleşir.
Belki de bu yüzden doğru cevap değil, doğru soru değerlidir.
Bence yüzeyde kalan bir zihin, sadece hazır cevaplarla yetinirken, derin düşünebilen bir zihin önce durur, analiz eder, bağlantıları kurar ve ancak sonra sorusunu şekillendir ve ben bu sürecin insanı yalnızca bilgi olarak değil, bakış açısı olarak da geliştirdiğine inanmaktayım çünkü doğru yaklaşım, zihni daha keskin, daha farkında ve daha esnek hale getirir.
Belki de hayatın en ilginç tarafı budur bize yön veren şey çoğu zaman sahip olduğumuz bilgiler değil, sormaya cesaret ettiğimiz sorulardır.
Üstelik bazı soruların cevabı hiç yoktur.
•Hayatın anlamı nedir?
•Gerçekten özgür müyüz?
•Bir insanı o yapan şey nedir?
Belki bu soruların üzerinde herkesin uzlaşacağı tek bir cevap olmayacak. Ama yine de insanlar yüzyıllardır onları sormaya devam ediyor. Çünkü bazı soruların değeri cevaplarında değil, insanı dönüştürme güçlerinde saklı.
Ki bence bazen en ilginç insanlar her şeye cevap verenler değil, iyi sorular sorabilenlerdir.

Yorum bırakın